Günün Yazısı                         21-Nisan-2008

İBLİSİN KOKUSUNU ALMAK, DUYULMUŞLUĞUNU DUYMAK

Merhamet Eden Allah'ın Adıyla
İblis buralarda, kokusu, duyulmuşluğu buralarda... İşin kötüsü fısıltısını duymuyorum, duyulmuşluğunu görüyor, işitiyorum. Bu fısıltının, vesvesenin dinlendiğinin işareti.
Çünkü o iş görmez, göremez, gördürür. Eli-kolu yok onun....
Hazırladığın taşı oturtmazsan kafasına, elinde iblise atılmak için hazırlanan taş ve fısıltısını dinlemiş kulağınla kala-kalırsın. O taşın iblise atılmaması demek, bu fırsatı kendi ellerinle ona vermen demek.
O taşı ellerin atacaktı ya, kalbin ve beyninle harekete geçecekti. Oysa geçmedi, kendin yani nefsin açtın kapıyı ona. Şimdi artık elinde taş ve iblise yenilmeyi hak etmiş bir kalp ve beyinle, imtihanını yaşamaya devam etmektesin. Kardeşinle, gelininle, kaynananla, patronun, arkadaşınla, çalışmaya, konuşmaya, yemek yemeye, ev işi yapmaya, inspeake girmeye, tv seyretmeye...
Nedir iblisin kokusu, fısıltısını duymuş kulağın, yenilmiş beynin, kalbin hali... Üstelik elinde hazır bekleyen, atılması gereken bir taş var artık...
Şimdi geriye asık bir surat, güvensiz yenik bir kalp, sağır ve eksik duyan kulak, yanlış gören bir göz, fitneci bir kimlik kaldı... Ve atılmayı bekleyen bir taş, yerinde atılmayınca elde kalan, yersiz atılmaktan başka çaresi kalmamış bir taş...
Sakınacaktın, sakınacaktı burnun iblisin kokusunu almak için, dört açacaktın gözlerini, kulakların dikkat kesilecekti, aklın uyanık kalacakdı, cesaretin küllendirmeyecektin... Sakınmalı, ittika etmeli, muttaki olmalıydın. Dünya oyalayınca gözünü, kulağını ve yüreğini, duymadın, hissetmedin iblisin kokusunu...
Şimdi tek çare yine o taş, o taşı görmek, başka bir şeye bakma, bakma ki göresin, Ve başka kimseye atma, çünkü o taşın yeri değil. Artık yenilmişlik halinin zorluğunun tek umudu var: O taşı atmak bırakmak değil. Yok onu atabileceğin bir yer veya biri, geçti o, kaldı elinde. Atarsan yersiz, kurtulursan bu şekilde sana işaret edenden yapman gerekeni, kaybedersin son umudunu...
Tek çare var: Hissedersen, neden elinde olduğunu hatırlarsan, körelen gözün açılır, sağırlaşan kulağın duymaya başlar öğütleri, Kuranı, peygamberleri... Yüreğin huzura döner, yolunu görürsün, şüphe ve işaretsizlikten sıyrılırsın.
Tek çare var: Elinde kalan o taşı, acısa da ellerin, zorlansa da beynin, yüreğinde hissettiğin pişmanlığınla eritmek, yok etmek. Bu varış sana ait. Dönüşte sana ait olmalı. TEVBE bu. Her şeyiyle sana ait. Dışındakiler destekleese de, engellemeye çabalasa da sadece sana ait. Ne çilesi, ne çabası başka hiç kimseye, hiç bir şeye değil sadece sana ait olmalı. Tırnaklarınla parçala o taşı, ısınla erit, imkansız gözükse de, buna çabalamak mümkün, elinde. Ve şüphesiz Allah mutlak güçlü. O taşın başka yeri yok. Başka birine atamazsın. Yok et o taşı yoksa telafin kalmaz iblis gibi. Şeytana atman gereken taşı atmayınca, ona yenilmiş, ona dost olmuş biri olarak, kulu olarak, eli olarak kimlikleneceğine, elinde kalmasının sorumlusu olarak tevbe et. Çünkü aslında olanlar Allaha rağmen olmamak da. Ve yani yapmakta olduğun sadece kendine şahitliğin. Tövbe et, dön, bedelinle ve emin. Tövbeleri Kabul edene, Allaha

 

ANA SAYFA - GİRİŞ